Free Web Hosting by Netfirms
Web Hosting by Netfirms | Free Domain Names by Netfirms

 

Kırım´da Rus dazlaklarının terörü

2004 Nisan ayının ilk haftasında Başbakan Erdoğan'ın Ukrayna ve Kırım'ı kapsayan gezisi öncesinde Kırım'da gerginlik had safhaya çıktı. Türk medyasının "bihaber" kaldığı bu olayları, Kırım haberleşme gruplarından başka dünyaya duyuran olmadı. Bir zamanlar Avrupa'da Türklerin maruz kaldığı "dazlak terörü"nün bir benzeri Kırım'da da Ruslar tarafından örgütlendi: Rus Kazakları veya dazlaklar... Kargaşanın içine çekilmeye çalışılan Kırım Tatarları bütün zorlamalara rağmen sağduyuyu elden bırakmadılar. Kırım'da sık sık Kırım Tatarları tarafından protesto gösterileri düzenleniyor.

Rus medyası bu çirkin hadiseleri Kırım Tatarlarının çıkardığını söyleyecek kadar ileri gitti.  Geçen sonbaharda Rusya ile Ukrayna arasında Kırım'a ait Tuzla adacığı etrafında başlayan ve neredeyse iki ülkeyi askeri çatışmanın eşiğine getiren gerilimli günlerin hemen ardından Kırım'da toprak meselesi ile ilgili yapılan ayrımcılık yarımadada huzursuzluğun artmasına neden olmuştu. Özellikle Kırım'ın eşşiz güzellikteki sahil kesiminde toprak edinme hakkı verilmeyen Kırım Tatarları bu ayrımcılığı protesto etmek için Sudak, Simeiz, Yalta gibi sahil kasabalarında gösteriler düzenlemişler ve zaman zaman yerel emniyet güçlerinin kanatları altındaki Ruslar ile karşı karşıya gelmişlerdi.  23 Mart'ta Akmescit'te bir Kırım Tatar gencinin kendilerine "skinhed" (Dazlak) adını veren serseriler tarafından bıçaklanması üzerine etnik çatışmanın eşiğine gelindi. Bu yıl 1944 yılındaki büyük Kırım sürgününün 60. yılını anan Kırım Tatarlarını yeni provokasyonlar bekliyor. Kırım Tatarlarının temsil organı Kırım Tatar Milli Meclisi, Ukrayna ve Kırım Özerk Cumhuriyeti yönetimi nezdinde girişimlerde bulunuyor. Türkiye'deki Kırım Tatar Türklerinin kurduğu sivil toplum kuruluşları da hadiseleri yakından takip ediyorlar.  2.700.000 nüfuslu Kırım'da nüfusun üçte ikisini Ruslar, beşte birini Ukrainler oluşturuyor. Sovyetlerin yıkılışından sonra sürgünden vatanlarına dönebilen Kırım Tatar Türklerinin sayısı ise 280 ila 300.000 kişi arasında tahmin ediliyor. Yaklaşık 300.000 Kırım Tatarı da halen sürgün edildikleri ve bugün bağımsız olan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde ikamet etmek zorundalar.

Özgür Karahan www.vatankirim.net

ABD´nin Orta Doğu´daki sorgu ve işkence ağı

afghanprison1ABD´nin Irak´daki Ebu Garib Hapishanesi´ndeki işkence skandalı (2004), Orta Doğu´daki büyük sorgulama merkezleri ağını da ortaya çıkardı. CIA´in Afganistan´ın başşehri Kabil´deki gizli sorgulama merkezi, kurbanlara çaresizliklerini iyice hissettirmek için özellikle "the Pit" yani "Çukur" olarak adlandırılmış. Irak´da, "önemli" tutuklular, Bağdat Uluslalarası Havaalanı´ndaki büyük hangarda tutuluyorlar. Ebu Garib ise Irak´daki en büyük ABD askeri hapishanesi. . Buralardaki hücreler, en az bir nakliye konteyneri kadar küçük, en fazla da Küba´da, Guantanamo´daki ABD üssündeki hücreler kadar büyük. Buralarda 9.000´den fazla insan, hiçbir uluslararası hukuk kuralına dayanmadan ABD tarafından esir edilmiş durumda..

By Dana Priest and Joe Stephens
Washington Post Staff Writers
Tuesday, May 11, 2004

Dünyada ilk kez bir devlet, UFO´ların varlığını resmen kabul etti

Meksika Hükümeti, askeri pilotlarının çektiği UFO görüntülerini 13 Mayıs 2004´te basına dağıtarak, ilk kez UFO varlığını kabul eden devlet oldu. 5 Mart`ta filme alındığı ufo-meksikabelirtilen UFO`ların çok parlak ışıklar şeklindeki görüntüleri, Meksika Hava Kuvvetleri pilotları tarafından çekildi. 11 adet UFO, Campeche eyaleti semalarında, 3 bin 500 metre irtifada iken, yalnızca 3`ü uçağın radarında göründü.

Nijerya 419 e-mail dolandırıcılığına dikkat!

"Urgent" veya "Confidential" konulu e-mailler alıyor ve çok büyük miktarlarda paraların söz konusu olduğu "gizli" ama yasal gibi görünen işler için yardımınız talep ediliyorsa ve en önemlisi, aldığınız e-mailler Afrika ve özellikle Nijerya kökenliyse, AMAN DİKKAT!  Son derece tehlikeli ve sonu ölümle bitebilecek bir macera ile karşı karşıyasınız demektir. Sizden, sonunda muazzam bir servete kavuşabileceğiniz beklentisiyle istenen paralara kulak asmayın. Bu olay, uluslararası dolandırıcılık literatüründe "Nijerya 419" vak´ası olarak adlandırılıyor.

03-09-2004/ Kuzey Osetya'da Beslan şehrindeki silahlı dokul baskını operasyonla sonuçlandı, 5 eylemci öldürüldü, 2 kadın eylemci rehinelerle birlikte kaçtı,  çatışmalar henüz sona ermedi- Washington Post
Putin, rehin tutulan yüzlerce çocuğun hayatını korumak için  bütün çabaları sarf ettiklerini açıkladı ama sonra operasyon başlattı -Reuters
Çeçen kaynakları, Beslan eylemi ile  ilgilerinin olmadığını açıkladı;  Çeçen Cumhuriyeti Temsilcisi ve İçkeria Çeçen Cumhuriyeti dış ilişkiler bakanı  Umar Khanbiyev, Rusya'nın şimdiye kadar  42 bin Çeçen okul çocuğunu öldürdüğünü bildirdi -www.chechentimes.org

03-09-2004/ Güney Kore yakında atom bombası yapımında  kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum üretebilecek -Reuters;
Güney Kore gizli nükleer denemeler yaptığını açıkladı -Washington Post

03-09-2004/ Yusuf el-Kardavi, Irak'da sivil Amerikalılara karşı  eylem yapılabileceği fetvasını verdi, ancak Fransız rehinelerin derhal serbest bırakılmasını istedi -Reuters

03-09-2004/ FBI ajanları, İsrail'e bilgi sızdırdığı öne sürülen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'nin üst düzey yöneticilerinden olan bir Pentagon yorumcusunun bilgisayarındaki hard-diski inceliyor -Reuters

03-09-2004/ İran da zenginleştirilmiş uranyum  üretimine yaklaştığını açıkladı; Pakistan'ın İran'a nükleer malzeme sağladığı iddia ediliyor -New York Times

03-09-2004/ Kırım Tatar Milli Meclisi,  Ukrayna başkanlık seçimlerinde resmen Yuşçenko'yu destekleme kararı alacak (10-12 Eylül) -aspects.crimeastar.net

03-09-2004/ Ukrayna, NATO ve Avrupa Birliği'ne üye olmayı hedefleyen  savunma doktrinini değiştirdiğini açıkladı -www.vatankirim.net

03-09-2004/ Rusya, Orta Asya Savunma Blok'unun  beşinci resmi üyesi oldu -AP

Basayev, sorumluluğu Putin ile paylaştı 

15-09-2004/ Kanlı Beslan eylemi ile Moskova'daki Ağustos patlamaları ve iki uçağın düşürülmesinin sorumluğunu Şamil Basayev'in üstlenmesi, şimdiye kadar "Bizim bu işle alakamız yok" açıklaması yapan Çeçen yetkililer açısından, şaşırtıcı olmadı. Zira, Çeçen liderliği ile Basayev arasındaki "derin fikir ve eylem ayrılığı" biliniyor. Bu ayrılık, 1999'da tam demokratik biçimde çözülecekken, Vahhabi yanlısı silahlı eylemciler (ve tabii Basayev ile Udugov) ile zaten Çeçenistan'da barış ve demokrasi istemeyen Rusya'nın (ve tabii Putin'in) "derin" gayretleri ile daha kanlı bir batağa saplanılmıştı. Basayev ile Putin'in anlaştıkları tek nokta, anti-demokrasi... Zira, bütün Rusya'ya görece "istikrar" getirme fikri ve bu yöndeki Rus toplumsal talepleri, diktatörlük yolunda bulunmaz fırsatlar ortaya çıkarıyor. Sadece Putin için değil, Basayev için de... Meşhedov, bunların yanında gerçekten daha demokrat kalıyor. -Levent Elpen

Öldürülen Çeçen kız için Rus özürü!

15-09-2004/ Kuzey Kafkasya'daki Ulyanovsk şehir komisyonu, geçen yıl bir Rus albay'ı tarafından kaçırılan ve tecavüz edildikten sonra öldürülen genç Çeçen kızı Elza Kungayeva için özür diledi. Albay Yuri Budanov, bu suçtan dolayı 25 Temmuz 2003'de 10 yıl hapis (!) cezası almış, bu ceza, askerî mahkeme ve Yüksek Mahkeme tarafından onraylanmıştı. -Chechen Times

Rusya'daki Müslümanlara ırkçı saldırılar

20-09-2004/ Beslan trajedisinin ve Basayev'in faaliyetlerinin sonucu olarak, Rusya'daki Müslümanlara yönelik ırkçı şiddet, tırmanışa geçti. 16 Eylül'de Asbest şehri yakınlarında, tecavüz edilerek öldürülmüş bir Müslüman kadının cesedi bulundu. Aynı şehirdeki 45 yaşında, üç çocuk annesi bir Müslüman kadının kafasına sert bir cisimle vurulduktan sonra, sırtına, "Teröristlere Ölüm" (!) yazıldı. 15 Eylül'de, 6 faşist Rus genci, Rusya'nın kuzeyindeki Noyaborsk'da bir camiye saldırdı. -IslamOnline.net

Kavkaz Center sitesi kapatıldı

20-09-2004/ Çeçen bağımsızlığının internet adresi kavkaz center'ın, en son faaliyet gösterdiği kavkaz.org.uk adresindeki yayını, Litvanya Güvenlik Teşkilatı'nın girişimi ile durduruldu. Yayının, Şamil Basayev'in, kanlı Beslan Baskını ile Moskova'daki patlamalar ve iki uçağın düşürülmesinin sorumluluğunu üstlendiği açıklamaların sitede yayınlanmasından hemen sonra durdurulması, dikkat çekiyor. Kavkaz Center'ın sitesinde, yayını durduma ile ilgili şu açıklama yer alıyor: “Kavkaz-Center” Haber Ajansının İnternet sunucusu, Litvanya Devlet Güvenlik Teşkilatının kararı ile bloke edilmesi sonucu geçici olarak çalışmıyor. “Kavkaz-Center” ağ sunucusunun önümüzdeki dönemlerde Litvanya’da bulunmasının makul olup olmadığı konusunda son karar mahkeme araştırması sonucunda kabul edilecektir. Site yönetimi konu ile ilgili bilgi verecektir. Yönetim “Kavkaz-Center-Dunyadanbihaber.com

Güney Osetyalı bağımsızlık savaşçıları nerede?

Sanırız Rusya'nın Çeçenlere karşı yürüteceği en önemli sınır ötesi harekât, Gürcistan'a karşı olacaktır. Öte yandan, Rusya, 1992'de Abhazlara verdiği desteği unutarak, Türkiye'nin de Çeçenlere destek verdiğini sık sık vurgulamaktadır. Böylece Rusya'nın Gürcistan'dan sonra ikinci hedefinin Türkiye olması ihtimali artmaktadır. Rusya, Kafkaslar'daki kaynamayı hızlandırmak için her türlü provokasyona girişebilir. Beslan baskının da böyle bir porovokasyon olması muhtemeldir.

1992'de, önce Abhazya'da baþlayan çatýþmalar, Abhazya'nýn Gürcistan'dan fiilen ayrýlmasý ve bölgede nüfusun çoðunluðunu oluþturan Gürcülerin topluca göç etmesi (bir nev'i tehcir) ile sonuçlanmýþtý. Abhazya savaþýnda, bir tür çok-uluslu güç oluþturulmuþ, Þamil Basayev'den tutun, Ermeni asýllýlara kadar deðiþik milletlerden çok sayýda gönüllü, Gürcülere silah çekmiþ, bu arada Abhaz asýllýlarla birlikte Türkiye'den giden Türkler ile Kafkaslarýn Türk asýllý halklarýnýn Ermenilerle birlikte ayný düþmana karþý savaþmasý, ilginç bir görüntü oluþturmuþtu. Bu savaþ kýsa sürdü. Bu arada, Türkiye'den çok sayýda Abhaz asýllý genç savaþmaya gitmesine raðmen, Rusya bu gönüllülere ses çýkarmamýþtý. Çünkü ayrýlýkçý Gürcistan cumhuriyetlerini Rusya ta baþýndan beri destekliyordu. Kafkaslar'da güçlü bir Gürcistan (ve tabiî, güçlü Azerbaycan ve kýsmen güçlü Ermenistan) görmek istemiyordu. Bu politikada bugün de deðiþiklik yoktur. Kuzey Kafkaslar'ýn Çeçenistan dýþýndaki bütün cumhuriyetleri, Rus egemenliðinin yanýnda, zaten istisnasýz Rus yanlýsýdýrlar. En azýndan yönetimdekiler. Çeçenistan'da da Rusya kendi adamlarýný yerleþtirmeye çalýþýyor. Þeklen Gürcistan'a baðlý cumhuriyetlerin hemen tamamýnda da yakýn zamana kadar Rus yanlýsý hükümetler vardý. Geçen aylarda, Acara'daki Aslan Abaþidze yönetiminin Gürcistan tarafýndan Rusya ile çatýþmaya ramak kala uzaklaþtýrýlmasý, bu durumu deðiþtirdi. Aslýnda, Kafkasya'daki dengeler kökünden sarsýldý. Beslan baskýnýnýn arka planýnda bu yatmaktadýr. Bu arada, Abhazya ile ayný zamandan beri (1992) Gürcistan'a karþý savaþan Güney Osetya da Abhazya gibi kendi baþýna hareket ediyor ve arkasýnda tabiî ki Rusya bulunuyor. Ancak Güney Osetya'daki gerilla gücü, ülkeye tamamen hakim deðil. Ülkenin bir kýsmý Gürcülerin elinde. Burada zaman zaman kýsa sürelerle alevlenen çatýþmalar yaþanýyor. Gürcistan, Rusya'nýn Güney Osetyalý ayrýlýkçýlara verdiði desteðe karþýlýk, Pankisi Vadisi'nde Çeçenlerin yerleþmesine imkân saðlýyor. Sanýrýz Rusya'nýn Çeçenlere karþý yürüteceði en önemli sýnýr ötesi harekât, Gürcistan'a karþý olacaktýr.
Öte yandan, Rusya, 1992'de Abhazlara verdiði desteði unutarak, Türkiye'nin de Çeçenlere destek verdiðini sýk sýk vurgulamaktadýr. Böylece Rusya'nýn Gürcistan'dan sonra ikinci hedefinin Türkiye olmasý ihtimali artmaktadýr.
Rusya, Kafkaslar'daki kaynamayý hýzlandýrmak için her türlü provokasyona giriþebilir. Beslan baskýnýn da böyle bir porovokasyon olmasý muhtemeldir. Nitekim, 1999'da Moskova ve Kafkasya'ya komþu þehirlerdeki apartman bombalamalarýnýn, Putin'in becerikli istihbaratý tarafýndan yapýldýðý ve sonunda Putin'e baþkanlýk yolunu açtýðý bugün artýk neredeyse saklanmamakta, pervasýzca zýmnen kabul edilmektedir. Üçüncü Dünya Savaþý, Kafkasya'dan patlayacak yer arýyor.
-Levent Elpen

Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Basın Bülteni

10 Eylül 2004 Cuma Saat:15.00

Irak’ta ülkemizi, ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren gelişmeler yaşanmaktadır. Bilhassa Kuzey Irak’taki yaşananlar, bölgedeki Peşmerge gruplarının faaliyetleri ve Türkmenler’e yönelik sindirme hareketleri, hem ülke hem de bölge güvenliği açısından endişe verici boyuttadır. “Kırmızı çizgiler” olarak belirttiğimiz Kerkük, Musul, Tuzhurmatu, Telafer, Erbil ve civarında Türkmenler’e yönelik devam eden sindirme hareketleri, güvenliğimizi ve varlığımızı ciddi şekilde tehdit eder boyuta ulaşmıştır. En son Telafer’de Peşmergelerin planlı tahrikleri neticesinde Türkmenler’e yönelik yapılan saldırılar, bardağı taşıran damla olmuştur. Bu olay aynı zamanda, ABD’nin aşiretlerinin kuklası durumuna düştüğünün fotoğrafıdır. Çünkü Telafer, Kerkük’ten sonra Türkmenler’in çoğunlukta olduğu ikinci yerleşim birimidir. Nüfusun % 80’den fazlasının Türkmen olduğu Telafer’e yapılan tanklı ve uçaklı saldırı, Türkmeni yok etmeye ve göçe zorlamaya yöneliktir. Irak içinde meydana gelen gelişmelerin dışında kalan Türkmen bölgesi Telafer’de yaşanan vahşi saldırı, aynı zamanda insan haklarının açık bir ihlalidir. Peşmergeler; Kerkük’ten sonra Türkmenler’in kalesi olan Telafer’i de ele geçirme, Türkmenler’i sindirme ve kargaşalıktan istifadeyle bölgeye öncü kuvvetlerini yerleştirme planını uygulamaya koymuşlardır. Ve ABD de Barzani ve Talabani tarafından kullanılmaktadır. Türkiye’nin de bu planlı asimilasyon hareketleri karşısında sessiz kalması, aşiret reislerine devlet adamı muamelesi göstermeleri, Peşmergelere cesaret vermektedir. Tüm bu gelişmeler karşısında bölgedeki Türkmenler de sahipsiz bir topluluk görüntüsü içinde bulunmakta ve haliyle Irak’ın yapılanmasında Türkmenler’in aktif bir rol üstlenmeleri mümkün görülmemektedir. Irak Meclisi’ndeki Türkmenleri temsilen bulunan iki Türkmen’in bile Hükümetten dışlanması açıkça bir meydan okumadır. Hükümetimizin ve Dışişlerimizin; Irak’ta Türkmenleri dışlayıcı ve güvenliğimizi olumsuz etkileyecek her türlü siyasetin engellenmesi noktasında kararlı bir tavır sergilemesi, Türk milletinin beklentisidir. Türkmenler’in de bu haklı beklentileri karşılanmadığı takdirde, silaha sarılmaktan başka hiçbir çareleri kalmayacaktır. Bölgede adeta Peşmerge aşiretlerinin oyuncağı durumuna düşen ABD, gerçekleri görmeli ve Türkmenler’e yönelik insan hakları ihlalinden vazgeçmelidir. Aksi takdirde Türkmenler’e yönelik her katliama, her cinayete ABD de ortak olmuş olacaktır. Vatan topraklarının savunması noktasında Türkmenler; gerekirse başka komşu ülke ve halkların da desteğini alarak kanlarının son damlasına kadar haklarını savunma ve varlıklarını koruma mücadelesi vermek durumunda kalmaları, ne Kürtler için ne de ABD güçleri için iyi sonuçlar vermeyeceği bilinmelidir.

Savaş AVCI Gen.Bşk.Yrd.

İrtibat Telefon : 0532.216 95 99 E-mail : kerkuk@istanbul.com

Dernek Merkezi : Fevzi Paşa Cad. Çalar Saat Sk. No:5 Da.:4 Atikali – Fatih – İstanbul

Tel:0212.525 40 87

Tel Afar'daki kanlı baskının sonucu

Anti-Kürt Cephe açıldı

ABD işgal güçlerinin Kürt peşmergelerle birlikte Tel Afar'a saldırması ve şehirdeki sivil Türkmenlerin katli sonrasında nihayet Türkiye'nin devreye girebilmesinin perde arkasını iyi değerlendirmek gerekiyor. Oradaki Türkmenlerin Şii olması dolayısıyla bölgeyi Şii etkisine, -belki Sadr güçlerine- dolayısıyla İran etkisine zımnen terk etmiş bulunan Türkiye, bölgedeki Türkmen örgütlerinin çabaları ve durumun vahameti karşısında tavır almak zorunda kaldı. Daha önce de Şii imamların bölgedeki etkisine sessiz kalan Türkiye'nin bu tavrında, Genelkurmay'ın etkin stratejisininde payı vardı. Oysa Dışişleri, İran'ı gücendirmeme yönünde bir politika benimsiyordu. Böylece biraz da askerî etkiyle, zorunlu bir kıpırdanış yaşandı. Başka da çare yoktu. Çünkü büyük bir kıyım planlanmıştı ve Türkiye'nin bu İran'a teslim olma yönündeki pasifist politikası sürdükçe benzer olayların da yaşanılması kaçınılmazdır. Ancak Tel Afar'daki kıyım, Türkiye-İran-Suriye arasındaki anti-Kürt Cepheyi hareketlendirmekten başka bir sonuca yol açmamış görünüyor. İlk kez bu cepheyi sahnede bu kadar etkin görüyoruz. -Levent Elpen

 

 

Avrupa dillerinin kökeni Anadolu´da

Dünyanın en önemli dil ailelerinden ve İngilizce, Almanca ve Farsça ve Hint dillerine kadar uzanan Hint-Avrupa Dillerinin kökeninin 6 bin yıl önce Orta Asya steplerinde değil, 8500-9000 yıl önce Anadolu´da başladığı ortaya çıktı. Auckland Üniversitesi´nden Yeni Zelandalı Dr. Russell Gray ve Dr. Quentin Atkinson´ın dillerin DNA´sını ortaya çıkartan araştırmasına göre, Hint-Avrupa dillerinin ana kökü, Anadolu´da artık soyu tükenmiş olan "Hititçe"´.                      http://www.telegraph.co.uk/news/main.jhtml?xml=/news/2003/11/27/wlang27.xml&sSheet=/news/2003/11/27/ixworld.html

 

Kazakistan ve Özbekistan "birliği"?

Kazakistan ve Özbekistan liderleri, zaman zaman kaçak da olsa "birlik" lafları edebiliyor. Şüphesiz, Rusya´yı kızdırmadan... Bunlardan biri,  9 Eylül 2002'de yaşandı: İki liderin bir araya geldiği bir toplantıda konuşan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in, iki ülke halkının birbirlerine kültürel ve tarihi yakınlığını vurgulaması, ilk etapta Rusya'da büyük yankıya sebep oldu. Kazakistan ve Özbekistan'ın birleşme yolunda olduğuna dair, ortaya çıkan görüntü, çeşitli spekülasyonların ortaya çıkmasına da vesile oldu.

Kazakistan Televizyonu, Nazarbayev'in, açıkça Özbekistan ile tek devlet olma çağrısında bulunduğu konuşmasını şöyle verdi:

"Aynı ataların torunlarıyız. Aynı dili konuşuyoruz, aynı dine inanıyor, aynı kültürü ve tarihi paylaşıyoruz. Aynı kökenden gelen halk, Kazaklar ve Özbekler olarak bölünmüş. Gelecek hakkında aynı şeyleri düşünüyorsak, neden gemecek bizim elimizde olmasın¥İslam ülkeleri güneyimizde. Sorarım, onlarla ilişkilerimiz nasıl ve onların bizimle ilişkileri nasıl olacak¥ki, gelecekteki bağımsızlığımızı korumak için, Kazaklar ve Özbekler tek ülkede birleşmelidir¥

90 Perulu Kızılderili, nasıl "Yahudi" oldu?

Ve işgal topraklarına nasıl yerleştirildi?

İngiliz The Guardian Gazetesi'nin 7 Ağustos 2002 tarihli sayısında yayınlanan haber, bu garip bilmecenin ayrıntısını anlatıyor.

Hikâye, Aşkenazi Hahambaşı İsrael Meir Lahu liderliğindeki Yahudi din adamları grubunun, Peru'ya yaptıkları iki haftalık seyahat ile başlıyor. Delegasyonda bulunan Yahudi din adamlarından Haham Eliyahu Birnbaum, Kızılderililerin Yahudi yapılmasına dair seremoniyi şöyle özetliyor: "(Peru'da) Trujillo ve Cajamarca arasında küçük bir nehir bulduk ve herkesi bu nehre daldırıp çıkardık. Lima'dan aldığımız insanları da okyanusa daldırıp çıkardık. Sonra hepsini ¥halakha'ya (Yahudi usulü) göre yeniden evlendirdik¥

Eski adı Pedro Mendosa olan Nachson Ben-Haim, Kızılderili (İnka) asıllı olduklarını vurgulayarak, Peru'daki durumu şöyle özetliyor: "Peru'da, And Dağları'nda, Kızılderili kültürü kalmadı. Herkes Hristiyan oldu. Biz de, Yahudiliğe geçmeden önce kiliseye giden Hristiyanlar idik..."

Yahudiliği kabul ettikten sonra apar-topar İsrail'e göç ettirilen İnkalar, Batı Şeria'daki Alon Şvut Yahudi yerleşim merkezine iskan edildiler. Kızılderilileri Yahudiliğe çeviren din adamları kurulunun başkan yardımcısı Haham David Mamo, "Bizim için onların Yahudi çevresinde yaşamaları önemliydi" diyor.

Kızılderililerin İsrail'e göçü, neredeyse 70-80 yıllık geçmişi bulunan (Filistin'e göç için) Yahudi Ajansı ve "Aliyah"ı (Filistin'e Yahudi Göçü) yeniden gündeme getirdi. 18 aileden oluşan 90 Kızılderili Yahudi göçmeni getiren Yahudi Ajansı yöneticisi Leah Golan, "Biz, Yahudi Ajansı olarak, aliyah yetkilerine uygun şekilde tanımlanan herkesin, başhahamlık ve İsrail İçişleri Bakanlığı tarafından Yahudiliklerinin onaylanmasına bakarız" diyor.

Golan, İsrail'e Yahudi göçü mekanizmasını ve köken olarak İbrani olmayan İnkaların hangi çerçevede İsrail'e getirildiklerini de şöyle özetliyor: "Genellikle, İsrail'e göç edecek olan potansiyel göçmenler bulundukları yerlerdeki aliyah acentalıklarıyla temasa geçerler ve İsrail'de kendilerine sağlanacak barınma, iş bulma ve eğitim imkanları hakkında güvenilir ve ayrıntılı bilgi alırlar. Fakat Peru'da, bir aliyah acentamız yok¥kişilik bir Yahudi topluluğu var ve bunlar için, yine yalnızca Lima'da, Perulu bir kadının çalıştığı bir büro var. Bu yüzden, (İsrail'e göç için)Yahudi Ajansı, bu yeni göçmenlerin İsrail'de yaşamaları veya çalışmaları için verilen hiçbir karara karışmadı. Bu konu hakkındaki kararların tümü, anlaşılan hahamlar tarafından verildi." Böylelikle, yeni Yahudi olan İnkaların teorik olarak Peru'daki Yahudi toplumuna katılması imkanı veya tercih hakları bulunduğu, ama bu kuralın uygulanmadığı anlaşılıyordu.

Bunun niye böyle olduğuna, Haham Birnbaum kesin bir açıklık getiriyor: "Lima'daki Yahudiler, (zengin ve) seçkin bir sosyo-ekonomik sınıf meydana getiriyorlar ve (yeni) Yahudi İnkaları, düşük (gelir) seviye(sin)de oldukları için (aralarına almak) istemediler. İnkaların Yahudiliğe geçmelerine karşılık yapılan bir tür anlaşma vardı: Lima'daki Yahudi toplumuna katılmayacaklarsa, başka seçenek de yoksa, İsrail'e göç etme şartları bulunduğu, ifade edilmişti."

ABD'den Çin'e hediye:

Doğu Türkistan bağımsızlık savaşçıları terör listesinde

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard L. Armitage'in Ağustos 2002 sonunda Çin Halk Cumhuriyeti'nin başşehri Pekin'e yaptığı iki günlük ziyaret sırasında, Doğu Türkistan İslami Hareketi isimli bir grubun, Usame bin Ladin ve el-Kaide ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle ABD'nin meşhur "terör listesi"ne alınması, Komünist Çin'in zaferi olarak yorumlanıyor. Bush yönetimi bu kararı, Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin "terörist bir örgüt olduğu" ve "sivillere saldırılar düzenlediği" gerekçesiyle aldı.

Oysa Bush yönetimi daha birkaç ay önce, Çin'in bu konudaki girişimlerini reddetmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher da, Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin ABD'deki mal varlığını donduracaklarını açıkladı.

Kaynaklar, ABD'nin bu kararında, Afganistan'da el-Kaide ile bağlantılı olduğu iddia edilen Uygur kökenli bazı kişilerin yakalanmasının etkili olmuş olabileceğini belirtiyorlar.

Bu arada, ABD'nin Afganistan'dan Küba'daki Guantanamo Üssü'ne getirdiği el-Kaide ve Taliban savaş esirleri arasında, yaklaşık yarım düzine Uygur asıllının da bulunmuş olabileceği belirtiliyor. Çin Hükümeti'nin, ABD'den, bunların kendileri tarafından sorgulanması için de talepte bulunduğu sanılıyor.

Uluslararası Af Örgütü, Çin'in Mart 2002´de, Uygur bölgesindeki camileri kapattığını, insanları "ayrılıkçı" olduğu gerekçesiyle gözaltına aldığını ve yerel medyayı susturduğunu napor etmişti. Yine Mart 2002´de ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin'i, Uygur bölgesindeki siyasi tutuklulara karşı insan haklarını ihlal ettiği için kınamıştı.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Armitage, 26 Ağustos'daki Çin ziyaretinde, "dikkatli bir araştırmadan sonra", "Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin terörist bir grup olduğuna hükmettiklerini" açıkladı.

Daha önce kimsenin duymadığı bu grubun ismi, ilk kez Ocak 2002'de Çin Hükümeti tarafından ortaya atıldı.

Bu arada Armitage'in, Çinli üst düzey hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, Uygurlar'ın da dahil olduğu azınlık haklarına saygı duyulmasını istediği bildirildi.

(The New York Times, Los Angeles Times, Washington Post)

 

 

 

2004 ARŞİVİ
2003 ARŞİVİ